HİDROJEN ENERJİ HAREKETİ
  Ülkemizdeki Temel Engel Bürokrasi
 


      BÜROKRASİ  TAKOZU        

 
 
 

 

 

Devlet Ekonomisi

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Devlet bir gün geniş ve boş bir araziye geceleri göz kulak olacak bir bekçi işe almaya karar verir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bir süre sonra düşünülür ;'’Peki talimatlar olmadan bekçi işini nasıl yapacak’’ Bir planlama birimi

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

kurulur ve planlamayı yapmak üzere iki kişi işe alınır. Bir süre sonra ‘’İşleri yapıp  yapmadıklarını nasıl

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

kontrol edeceğiz’’ diye düşünülerek iki denetmen işe alınır, biri denetim yapar diğeri raporları yazar.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bir süre sonra ‘’ Bunların maaşları hesaplanıp nasıl ödenecek ‘’ diye tartışılır ve bir muhasebe şefi,

 

 

 

 

 

 

 

 

bir katip, bir de istatikçi işe alınır. Bir süre sonra ; ‘’Peki bunlardan kim sorumlu olacak.’’

Diye düşünülür ve bir müdür ve iki de müdür yardımcısı işe alınır.
Bir süre sonra, ülkede ekonomik kriz çıkar ve bütçedeki masrafları kısmak için







HİDROJEN ENERJİ SEVDALILARI

    Prof.Dr.T.Nejat VEZİROĞLU   BÜYÜK BAŞKAN
    Ayfer VEZİROĞLU
   Prof.Dr. Engin TÜRE                  BŞK.YRD.
   Prof.Dr.Sadık KULİYEV  Zorlu  
   Enver YÜCEL  Bahçeşehir Ün.  Kurucu Bşk
   Prof.Dr.Oktay ALINAK               B.Ü.
   Prof.Dr.Ömer ŞAHİN
   Prof.Dr.Veysel EROĞLU             BAKAN
   DoçDr.Ali ATA                             Gebze Yük.Tek.Enst.
   Muzaffer AVCI                              Sponsor ELİMSAN AŞ.
   Yusuf Hikme KAYA                       Enerji  
   Haşim BAYRAM                           KONBASSAN BŞK.
  Recep KONUK                              Panko birlik Bşk       
  Mehmet EROĞLU                        Proje Müh EKOKARAVAN
  Barış AÇIKGÖZ                              //                    //
  Mevlüt BAYRAK                          TOFED Gn.Md
 
Abdurrahim BARIN                    Hidrojen Enerji Bşk
                                                        Prof VEZİROĞLU
                                                       Gönüllüsü
                   

  Sakarya Ün.
 
Sakarya Üniversitesi Hidrojen Arabası (SAHIMO)
  Isparta S.D.Ü.
  Prof.Dr.Nuri ÖZEK

  Yıldız Üniversitesi
   Hidrojenli Tekne  projesi
  Boğaziçi Üniversitesi
  hidrojen aracı takım kaptanı Mustafa Karacan
 






Imoff2DC2witnessHISTORYBaracknBi-21.jpg picture by Obama Inauguration Book 2009

Şu an ABD’de hidrojenle çalışan otobüsler hizmet veriyor




Hidrojenli Araçlar ABD Turunda
 
Hidrojenli Araçlar ABD Turunda


Dünyanın en önemli 9 araç üreticisi tarafından üretilen hidrojen arabaları ABD turunda. 11 Ağustos tarihinde ABD’nin Portland eyaletinden yola çıkan araçlar, 13 gün sürecek ve 18 eyaletten geçecek bir uzun yol turuyla Los Angeles eyaletine varacaklar. Toplamda yaklaşık 39 bin kilometre yol yapacak olan araçlar, bu sürede atmosfere hiç karbon gazı salmayacaklar.

ABD Enerji ve Ulaştırma Bakanlıkları tarafından desteklenen organizasyona BMW, Daimler, Ford, GM, Honda, Hyundai-Kia, Nissan, Toyota ve Volkswagen katılacak. TÜBİTAK’ın düzenlediği Hidromobil 2008 yarışında hidrojen yakıt sponsoru olan Linde, bu organizasyonda da yakıt sağlayıcı olarak yer alıyor.










http://hydrogenroadtour08.dot.gov<< Tıkla 




Resim



_________________
Resim











TÜRKİYEYİ   ENERJİ DE DÜNYA  LİDERİ  YAPACAK  BİR  KONUDA

OLAĞANÜSTÜ  GAYRET GÖSTEREN  BİR  AVUÇ 

İDEALİST-İYİ  İNSANIN (Nacizane aralarında bulunarak katkıda bulunmaktan  onur duyduğum)

ÇALIŞMALARININ  

BÜROKRASİ YOLUYLA  NASIL  ENGELLENDİGİNİN

HAZİN  ÖYKÜSÜ.



1-ENERJİ BAK.lığının Getirdiği,Prof. VEZİROĞLU  5 Yıllık Mücadele sonunda  A.B.D. ye İST HİDROJEN ENERJ.MRK.AÇAMADAN Geri
dönmek zorunda kaldı




2-Yardımcısı Prof.Engin TÜRE  Mrk.den Alındı,
   yerine Oto yedek parça Uzmaı Atandı.


3-İBB.Avrupa Büyukşehirleri gibi,TEŞVİK ve TANITIM amaçlı Alacağı Hidrojenli 1 adet otobüsü almaktan
VAZ GEÇTİ.
---Boğazdan geçen gemi atık YAĞLARINDAN  ENERJİ yapmak için topluyor.(Tele takılan koyun kıl.dan çorap

4-Sponsor Firma EKONOMİK LİNÇ Ediliyor

5- İLGİNÇTİR-Enerj Bakanlığı Yenilenebilir Enerjiye

ÖNEM ve DESTEK verdiğini SÜREKLİ DUYURUYOR.

6-Bak.lık web.sit.de Hidroj.enerj. boş.bilgi yok.

7-Yabancı Hibrit araçları HAYRANLIKLA seyrediyoruz

8-Enerjiye yılda 0/0  60 ZAM Yapıldı.

9-Enerj Açığı ÜLKE EKONOMİSİ  ve DIŞ SİYASETİNİ

   ÇÖKTÜRDÜ. 



UNIDO ICHET: Umutların yıkılışı : - Elektrik Dergisi

 
POSTED BY ADMIN 0 COMMENT

Son birkaç yıl içinde büyük hayaller kurmuştuk. Sanayide, elektronikte, iletişimde kaçırdığımız trenleri bu kez yakaladık diye seviniyorduk. Yüz yılın enerjisi diye adlandı rılan hidrojenle ilgili araştırma-geliştirme çalışmalarında start verilirken Türkiye de yarışın başında çıkışa hazırdı. Yarışmadaki performansımızda bize önemli avantaj sağlayacak, bizi bir adım öne geçirecek bir başarıyı da kazanmıştık. Birleşmiş Millletlere bağlı UNIDO-ICHET Uluslararası Hidrojen Enerjisi Teknolojileri Merkezi’nin Türkiye’de kurulması da gerçekleştirilmişti.
Merkez’in kurulması öncesindeki, dergimizin başından beri içinde bulunduğu sü- reci hatırlayalım; dünyada adı hidrojen enerjisiyle birlikte anılan, Tokyo’dan Paris’e uluslararası hidrojen enerjisi kongrelerinin başkanı, hidrojenle ilgili ilk uluslararası derginin kurucusu ve başyazarı Miami Üniversite’si Yenilenebilir Enerji Enstitüsü Di rektörü
Prof. Dr. Nejat Veziroğlu

Elimsan Şirketler Grubu’

nun davetlisi olarak konfe- rans vermek üzere Türkiye’ye gelmiş ve dergi olarak kendisi ile ilk röportaj randevusunu almış ve yaptığımız özel röportajı sayfalarımızda yayımlamıştık. Veziroğlu, bu ilk röportajda açıkladıklarını verdiği çeşitli konferanslarda defalarca tekrarladı. Bu arada Türkiye’de ilki İstanbul’da ikincisi Ankara’da olmak üzere Uluslararası Hidrojen Enerjisi Kongreleri toplandı. Kongrelerde Türkiye’den ve çeşitli ülkelerden gelen bilim insanları bildiriler sundular.
Veziroğlu, bir yandan Ankara’da hükümet kapılarını aşındırdı, bir yandan da BM düzeyindeki girişimleri ile Uluslararası Hidrojen Enerjisi Teknolojileri Merkezi’nin Türkiye’de kurulması için karar çıkmasını sağladı. Sonunda 21 Ekim 2003′te Viyana’da TC Hükümeti ile BM Sınai Kalkınma Örgütü (UNIDO) arasında ICHET’in kuruluş anlaşması imzalandı.
Dünya enerji çevrelerinde büyük önem verildiği belirtilen ICHET’in kuruluşunun ar- dından, organizasyona mekan bulunması çalışmaları yapıldı. Bulunan araziler ilgili bakanlıklara önerildi. Bir dizi bürokratik engeller aşılarak ICHET’e bir alan bulundu.
Bu arada hidrojen enerjisine yönelik çalışmalar bir yandan Avrupa Birliği destek programları çerçevesinde ünivesitelerde yürütülürken özel sektörde de, yakın dönemde para kazanma beklentisi olmamasına rağmen çalışmalar başlamıştı.

Örneğin, EAE Elektrik firmasının enerji biriminde çalışmalar yapılmakta, yönetim kurulu başkanı Yusuf H. Kaya dergimizde yayımlanan röportajında hidrojene yaptıkları yatırımı ”Türkiye’nin geleceğine yatırım” olarak nitelerken,

Elimsan öğrencilerin sempatisini kazanmak üzere hidrojen enerjili demo cihazlarını okullara dağıtmaya başlamıştı. Kimi belediyeler ise hidrojenle çalışan araçları hizmete alma girişimlerinde bulunuyorlardı.
UNIDO ICHET dar kadrosuyla çalışmalarına başladı. Hidrojen enerjisi konusunda Türkiye’yi lider ülke konumuna taşımak için birçok sanayi kuruluşu ile ortak çalışmalar yapmaya, farklı ülkelerde pilot bölgelerde projeler geliştirmeye başladı. ICHET’in proje bazında destek verdiği, uygulamaları koordine ettiği çalışmalar arasında Bozcaada’da rüzgar enerjisinden yararlanılarak üretilecek hidrojenden ada halkının enerji ihtiyacını karşılamak amaçlanıyordu. Ayrıca Çin’de hidroelektrikten, Libya’da güneş enerjisinden ve Arjantin’de rüzgar enerjisinden hidrojen üretimi ve yine Tükrkiye’de Bozcaada’da rüzgar enerjisinden hidrojen üretimi ile İstanbul’da hidrojen yakıtlı otobüslerin işletilmesi ICHET’in projeleri arasında yer almakta idi.
Gündemindeki konular arasında TÜBİTAK-MAM AB 6. ÇP HY-PROSTORE Projesi, yakıt pili araştırmaları, modern yakıt pilleri çerçeve projesi, doğrudan sodyum borhidrürlü yakıt pili (DSBHYP) üretimi entegrasyonu bulunan ICHET, hidrojenin üretimi, depolanması çalışmalarını da sürekli hedef olarak görüyordu.
Yüzyılın enerjisi olarak nitelenen hidrojen için karşı görüşü savunanlar da vardı. Bu kesime göre hidrojenin üretimi var olan birincil enerji kaynaklarından elde edilen elektrik enerjisi kullanılarak yapılıyordu. Bu ise hidrojen enerjisinin pahalı bir enerji türü olduğu anlamına geliyordu.
Rüzgar, güneş gibi birincil enerji kaynaklarından üretilen elektriğin depolanama- ması buna karşılık hidrojenin depolama olanağını sağlaması belirli bir alanda hidrojen enerjisinin vazgeçilmezliğini kanıtlıyordu. Dolayısıyla hidrojen, elektrik kullanılarak üre- tilmesi nedeniyle pahalı ama depolanma özelliği nedeniyle de avantajlı bir enerji türü idi.


 Bu tartışmalara

UNIDO ICHET İdari Direktörü

Dr. A. J. Wetherilt imzalı

17.12.2012 tarihli bir yazı son noktayı koyDU

Yazıda

“UNIDO,

TC Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile yaptığı

görüşme sonucu

31 Aralık 2012 tarihinde

**ICHET’in kapatılacağı hususunda bilgilendirilmiştir”

deniliyordu.


Böylece büyük umutlarla kurulan ICHET, kendisinden beklenen önemli

çalışmaları tamamlayamadan ve Türkiye için vaat ettiği büyük ufukları gerçekleştiremeden yok edilmiş oldu.

Ersin KAYA
(Genel Yayın Yönetmeni)















Click on the slide!







???????
OЗГУР kullanıcının avatarı

*TÜRKİYENİN  ENGELENMESİ*
- BÜROKRASİ.*




--o. Felçli mucit kendi elektriğini üretti
Lise mezunu bedensel engelli Raşit Kalaycı, kendi imkanlarıyla yaptığı cihazdan
elektrik enerjisi elde etti.

31 Ocak 2008 Perşembe 16:07

Düzce'nin Akçakoca ilçesinde
lise mezunu bedensel engelli Raşit Kalaycı, kendi imkanlarıyla yaptığı cihazdan elektrik enerjisi elde etti.
Çocuk felci geçirmesi nedeniyle iki ayağını kullanamayan Raşit Kalaycı (45),
Alman bir ailenin desteğiyle ilk, orta ve lise eğitimini Almanya'da tamamladı.
Daha sonra memleketi Akçakoca'ya dönerek Akçakoca Belediyesinde çalışmaya başlayan Kalaycı, yaklaşık 14 yıldır belediyede görev yapıyor.
Evli ve bir çocuk babası Kalaycı,
çok iyi derecede İngilizce ve Almanca bildiğini söyledi.
Boş vakitlerinde elektrik ve elektronik sistemler üzerine araştırmalar yaptığını ve bu konuda projeler hazırladığını ifade eden Kalaycı,
son olarak evde kendi imkanlarıyla yaptığı cihazla elektrik enerjisi ürettiğini belirtti.
Eski bir bisiklet jantı, merdaneli çamaşır makinesi çarkı ve demir kesme testeresi ile oluşturduğu düzeneğe,
iç içe geçmiş borulardan oluşan sistem monte eden Kalaycı, sistemle ilgili şu bilgileri verdi:

''3 yıl süren çalışmalarımın sonunda yaptığım düzenek, tamamen yer çekimi esaslarına göre çalışıyor.
Elle sağladığım ilk hareketin ardından devreye giren sistem, kendi kendine işliyor. Düzenekteki hareketle elde ettiğim enerji,
şu an da bir ampulü aydınlatıyor.
'' Maddi destek sağlandığı takdirde projesinin dev bir modelini yaparak, daha fazla enerji üretmeyi hedeflediğini bildiren Kalaycı,

''Yaptığım sistemin
patentini almak istiyorum'' dedi.

SESLE KOMUT EDİLEN SANTRAL
Bir süre önce de Akçakoca Belediyesinin telefon santraline bir sistem yaptığını söyleyen Raşit Kalaycı, tamamını kendisinin programladığı yazılımla, telefonları sesle yönlendirdiğini bildirdi. Sistemin yıllardır düzenli çalıştığını kaydeden Kalaycı, bilgisayara kayıtlı telefon listesine de ses komutuyla ulaştığını söyledi. Kalaycı, ''Engelli olmam hayata daha sıkı bağlanmamı sağladı. Çok okuyor ve projeler planlıyorum. İmkan verilmesi halinde projelerimi geliştirmek istiyorum'' diye konuştu

. AA Cegiz Gültekin [ 31 Ocak 2008 Perşembe 18:26 ]

Allah yardımcısı olsun ama pişman olacak.... Arkadaşımızı canı gönülden kutluyorum, başarısı konumu ve durumu açısından da değerlendirilince kendisini ne kadar tebrik etsek te az olduğuna inanıyorum. Bir taraftan Allah'tan başarısının devamını diliyorum.
Diğer taraftan kendisine bu başarısını hayata geçirmek için teşebbüste bulunmamasını tavsiye ediyorum. Çünkü başarısını hayata geçirme uğraşına girdiği anda karşılaşacağı zorluklar, buna bağlı olarak karşılaşacağı engelleri burada yazmak dahi istemiyorum. Arkadaşımızın kendisini yenmiş bedensen engelini aşmış bir kişi olduğunu sanıyorum. Ama başarısını hayata geçirmek istediğinde karşılaşacağı engellerin onu hayattan bezdirmesi endişe yaratıyor. Çünkü Maliye ile ayrı uğraşacak,
ürettiği elektrikten kullandığı miktarı tespit ederek rayiç bedel üzerinden vergi almak isteyecekler,
Enerji Piyasası Denetleme Kurulu ile ayrı uğraşacak kendilerinden izin alınmasını isteyecekler ve bu izni vermemek için büyük çaba sarfedecekler,
Emniyet ile ayrı uğraşacak,
Kaçakçılık ile Mücadele ekipleri
"Kaçak elektrik ürettiği ve kullandığı" gerekçesi ile hakkında işlem yapıp
göz altına alacaklar,
bir sürü sorgu sual göz altı işlemleri sonrası savcılığa sevk edecekler,
Adalet Bakanlığı hakkında
"Kaçakçılık" yaptığı için dava açılmasını isteyecek,
davaya bakan mahkeme uzun süren duruşmalar sonrası kendisine para cezası verecek,
bu para cezasını ödeyemez ise sanırım günlüğü 20 ytl den hesaplanıp uzun süre hapis yatacak. Ne diyeyim Allah yardımcısı olsun.



















--------------------------------------------------------------------------


*** Valilik Mustafa hakkında dava açar,

kendi görev tanımı dışında davranıyor” diye.** 

 

 

------------------------------------------------------------------------

 
 
 
 
 

 

 

Yıl 1943. 

 

 

Genç Mustafa’nın tayini kütüphaneci olarak Ürgüp Tahsin Ağa Kütüphanesi’ne çıkar. 

 

 

Devlet memurluğu o dönemde süper bir şey, çünkü özel sektör falan yok. 

 

 

Bizimki kütüphanede heyecanla okurları bekler;
bir gün olur, beş gün olur, gelen giden yok. Etraftakilerle konuşur, herkese anlatır:
“Bakın kütüphane bomboş duruyor, gelin kitap okuyun.”
Gelen giden olmaz. 

 

 

Amirlerine durumu bildirir.

 – Kardeşim otur oturduğun yerde, maaşını düzenli alıyon mu, a
lmıyon mu 
– Alıyorum.
 – Eee, o zaman ne karıştırıyon ortalığı, gelen giden olsa maaşın mı artacak?Başına daha fazla bela alacan,
o kütüphaneye
yıllardır kimse gelmez zaten.
23 yaşındaki genç memur
“Ne yapayım, ne yapayım?” diye düşünür durur.
Sonunda aklına bir fikir gelir, eşine söyler. 

 

 

Eşi önce
“Deli misin bey?” der ama kocasının bir şeyler üretme, işe yarama çabasını yakından görünce fikri kabullenir.

O dönem devletteki amirlerinin çıkardığı tüm engellerin
tek tek, binbir güçlükle üstesinden gelir. Çünkü o zaman da şimdiki gibi,
“Aman bir şey yapmayalım da başımıza bir iş gelmesin.
Çalışsan da aynı maaş, çalışmasan da“ zihniyeti aynen var.
O bıyıklı, kravatlı, asık yüzlü, sigara kokan, arkalarındaki Atatürk resminden utanmayan,
ama ülkesine gram faydası olmayan bürokratları zorlukla ikna eder ve

***bir eşek alır. ***

 

 

İki tane de sandık yaptırır. 

 

 

İki sandığa, 
kalınlığına göre 180-200 kitap sığar. 

 

 

Sandıkların üstüne
“Kitap İade Sandığı” yazar.

Kitapları eşeğe yükler ve
köy köy gezmeye başlar.
Kütüphaneye de bir yazı asar:
“Sadece Pazartesi ve Cuma günleri açıyoruz.
”Köydeki çocuklar şaşırır. 

 

 

Eşeğe bir sürü kitap yüklemiş bir amca, o gariban çocukların küçücük ellerine kitapları verir.
Düşünün, Noel Baba gibi. 

 

 

Noel Baba yalan,
Mustafa Amca ise gerçek. 

 

 

Geyikler yerine eşeği var. 

 

 

Eşek de daha gerçek,
Mustafa Amca da.

“Çocuklar bunları okuyun,
aranızda da değişin.
-On beş gün sonra aynı gün gelip alacağım.
-Aman yıpratmayın,
diğer köylerdeki arkadaşlarınız da okuyacak” der.

Mustafa artık Ürgüp’teki kütüphanede bir iki gün durmakta,
diğer günler eşeği Yüksel’le
köy köy gezmektedir.
 Köylerdeki çocuklar Eşekli Kütüphaneciyi
her seferinde alkışlarla karşılarlar.
 Kalpleri küt küt atar heyecandan, sevinç içinde
yeni kitapları beklerler. 
Mustafa Amca‘nın ünü etrafayayılır. 
Diğer devlet memurları
makam odalarında sıcak sıcak oturup
 iş yapmazken,
Mustafa’nın eşeği Yüksel
yediği otu hepsinden fazla hak etmektedir.

Zamanla insanlar
kütüphaneye de gelmeyebaşlar. 
Mustafa bakar ki
kütüphaneye 
kadınlar hiç gelmiyor. 
Zenith ve Singer’e mektup yazar:
“Bana dikiş makinesi yollayın, firmanızın adını
kütüphanenin girişine
kocaman yazayım“ der.
Zenith dokuz tane,
Singer bir tane dikiş makinesi yollar
(ilk sponsorluk faaliyeti). 
Salı günlerini
kadınlar günü yapar.
 Kumaşı alan kadın 
kütüphaneye koşar. 
On makine yetmediği için
sıra oluşur. 
Sırada bekleyen kadınların eline
birer kitap verir,
beklerken okusunlar diye. 
Okuma-yazma oranının düşüklüğünü görünce
halkevlerine
okuma yazma kursları vermeye gider

Halıcılık kursları başlatır,
bölgede halıcılığı canlandırır.

 Bu arada 

***valilik Mustafa hakkında
***dava açar,

“kendi görev tanımı dışında davranıyor” diye. 

50 yaşına gelen Mustafa Amca

***baskıyla emekli edilir.***

Mustafa Amca
köylüler arasında efsane olur,

yıllar geçtikçe
köylerdeki çocuklarda
okuma aşkı yerleşir. 

2005 yılında
Mustafa Amca vefat eder.

Tüm Kapadokya çok üzülür,
aralarında toplanırlar. 
***Ürgüp’e

***Eşekli Kütüphaneci
*** Mustafa Güzelgöz ve
***eşeğinin
   *** heykelini dikerler.***

***Girişimcilik ne biliyor musun?***Bulunduğun yere
***yenilik katmalısın.
***Mutlaka adım atmalısın.***

Yaptığın iş
olduğu yerde durup duruyorsa,

-sende bir uyuzluk vardır arkadaş.-

İnsan var,
dokunduğu yere değer katar;
insan var,
dokunduğu yere değer kaybettirir.

Bakın
Nevşehir’den ve
bu ülkeden
nice müdür,
amir,
vali,
bürokrat,
milletvekili,
politikacı geçti;

binlercesinin adını
kimse hatırlamaz ama 

***Mustafa Güzelgöz ve
***eşeğinin heykeli var.



Veysel Eroğlu`nun bürokasi isyanı

DSİ Genel Müdürü Prof. Dr. Veysel Eroğlu, bürokrasinin katı yapısından şikayet ederek, bazen işlemlerin yürütülebilmesi için bizzat kendisinin dosya takibi yaptığını açıkladı.

Eroğlu, Avrasya Bir Vakfı`nın Küçükçekmece`deki merkezinde ``Türkiye`nin Su Meselesi, Ülkemizin Kalkınmasında Suyun Yeri ve Önemi`` başlıklı konferans verdi. Emekli Orgeneral Necdet Timur`un başkanlık ettiği konferansta, suyun ülkeler için hayati bir sorun olduğunu vurgulayan Eroğlu, sağlıklı su temin edilememesinin, salgın hastalıklardan, insanların psikolojilerinin bozulmasına, tarım alanlarının sulanamamasından sanayi üretiminde düşüşe kadar birçok olumsuz etkiye yol açtığına işaret etti. İstanbul`a bir hafta su verilmemesi halinde binalara yapılacak sadece su depolarının maliyetinin 10 milyar YTL`yi bulacağını belirten Eroğlu, hastalıkların tedavi giderleri, üretimdeki düşüş gibi etkenler de dikkate alınırsa İstanbul`a su verilememesinin maliyetinin 20 milyar dolara çıkacağını anlattı. Su kaynaklarıyla ilgili planlamaların 40-50 yıl gibi uzun vadeli olması gerektiğini kaydeden Eroğlu, 1994 yılında İSKİ Genel Müdürlüğü koltuğuna da İstanbul`un 2040 yılına kadar su sorununu çözmek için oturduğunu, ancak bunu o zaman söyleyemediğini belirtti. Veysel Eroğlu, ``İnsanlar kuyruklarda su beklerlerken, 15 günde bir su alırlarken bunu söyleseydim, kadınlar tarafından süpürgenin sapıyla kovalanmama neden olurdu`` şeklinde espri yaptı. Suyun çok kıymetli olduğunu, gözbebeği gibi bakmak gerektiğini ifade eden Eroğlu, Türkiye`nin su zengini olup olmadığı konusuna açıklık getirirken de, kişi başına yıllık su tüketim miktarı 10 bin metreküpün üzerindeki ülkelerin su zengini, 3-10 bin metreküp arasında olanların yeterli suyu bulunan, bin-3 bin metreküp arası olanların su sıkıntısı çeken, bin metreküpün altındakilerin ise su fakiri ülke olduklarını kaydetti.

Eroğlu, Türkiye`de kişi başına yıllık su tüketim miktarının 1.600 metreküp olduğunu belirterek, ``Türkiye su zengini bir ülke değildir. Suyu kıt kanaat kendine yetmektedir`` dedi. Türkiye`nin su kaynaklarından hidroelektrik enerjisi üretiminin de düşük olduğunu belirten Eroğlu, ucuz, çevreci ve elektrik fiyatlarının sigortası olarak nitelendirdiği hidroelektrik enerji üretiminin, su kullanım hakkı anlaşmaları ile özel sektöre açıldığını, 9 bin 250 megavatsaat kurulu güçte, takribi yatırım tutarı 9.2 milyar dolar olan 535 hidroelektrik santral projesi başvurusu bulunduğunu bildirdi. -BÜROKRASİDEN ŞİKAYET-

DSİ Genel Müdürü Eroğlu, bekleyen projeler nedeniyle yılda 86 milyar kilovatsaat elektrik üretilebilecek suyun denize aktığını, yıllık kaybın 6 milyar dolar olduğunu belirterek, ``Katı bir bürokrasi var. Takip etmezsen yazı çıkmıyor. Bazı yazıların takibini bizzat yapıyorum`` dedi. Türkiye`de, İstanbul`un ihtiyacının 50 misli kadar, 112 milyar metreküp kullanılabilir net su kaynağının bulunduğunu bildiren Eroğlu, 2004 sonu itibariyle sulamada yüzde 74, içmede yüzde 15, sanayide yüzde 11 olan su tüketiminin 2023 yılında, yüzde 65 sulama, yüzde 15 içmede, yüzde 20 sanayide kullanım olarak öngörüldüğünü kaydetti. AA







 

Hidrojen merkezine oto yan sanayiinden başkan

Hidrojen enerjisi alanında dünyaya örnek olacak uygulamalar yapmak üzere kurulan ICHET’in başına, Enerji Bakanı’nın arkadaşı Mustafa Hatipoğlu atandı. ‘Hidrojen konusunda çalışmam yok’ diyen Hatipoğlu, oto yan sanayii şirketinde Ar - Ge müdürüydü

01:22 | 27 Mart 2008






Hidrojen merkezine oto  yan sanayiinden başkan

Hidrojen konusunda pilot projeler yapmak için kurulan ICHET’e başkan olarak  bu alanda hiçbir çalışması olmadığını belirten Mustafa Hatipoğlu atandı. Hatipoğlu, Enerji Bakanı Hilmi Güler’in üniversiteden arkadaşı, Uluslararası Hidrojen Enerjisi Teknolojileri Merkezi (ICHET) de Enerji Bakanlığı’na bağlı.
ICHET, hidrojen araştırmaları konusunda dünya çapında otorite sayılan Prof. Dr. Nejat Veziroğlu’nun Birleşmiş Milletler Sınai Kalkınma Teşkilatı’nı (UNIDO) ikna etmesi sonucu Türkiye’de kurulmuş,  Veziroğlu da ABD’de çalıştığı üniversiteden 3 yıl izin alarak kurumun başına geçmişti. Veziroğlu görevinden ayrılırken 3 yıllık süreyi uzatmamasında hükümetin söz vermesine karşın arazi tahsisi yapmaması ve ödeneklerini aksatmasının büyük rol oynadığını söylemişti.
Dönüşü öncesinde Milliyet’e yaptığı açıklamada ‘buruk ayrıldığını’ belirten Veziroğlu, 1980’den beri hidrojen enerjisi konusunda BM’ye danışmalık hizmeti veriyordu ve bu alandaki çalışmalarından dolayı Nobel’e aday gösterilmişti.
Veziroğlu’ndan sonra vekâleten yürütülen başkanlığa bir süre önce asaleten atama yapıldı ve ICHET’nin başına, daha önce otomotiv yan sanayiinde Araştırma - Geliştirme  müdürü olarak çalışan Mustafa Hatipoğlu atandı.  Hatipoğlu’nun başkanlığı UNIDO  tarafından da onayladı.

‘Hidrojenci değilim’
2004 yılında kurulan ICHET ’te 1 Şubat itibariyle göreve başlayan Hatipoğlu, bundan önce Bursa’da otomotiv yan sanayinde faaliyet gösteren Mako adlı bir şirkette çalışıyordu. Mesleği makine mühendisliği olan Hatipoğlu, 26 yıl boyunca çalıştığı bu şirketten Araştırma - Geliştirme Müdürü olarak ocak ayında emekli oldu.
Hatipoğlu, hidrojenle ilgili  çalışmalarını sormamız üzerine, “Hidrojen konusunda hiçbir çalışmam yok.. Ama enerji projeleri dolayısıyla hidrojenle ilgili konuların içindeyim, ama hidrojenci değilim tabii” diyerek yanıtladı.
UNIDO’yla yapılan protokole göre  Enerji Bakanlığı merkeze 5 yıl boyunca 40 milyon dolar kaynak aktaracak. UNIDO ise yapılan atamaları onaylanmakla yetkili olacak.

‘Bakan, arkadaşım’
Birçok ülkede hidrojen enerjisi araştırmaları yürüten merkezin bilimsel kapasitesinin yüksek olması gerektiği belirtiliyor. Veziroğlu bu alanda dünya çapında otorite sayılan bir isimdi. Vekâleten başkanlık yapan Prof. Dr. Engin Türe de Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu’nun (TÜBİTAK) enerji bölümünde başkanlık yapmıştı.
Hatipoğlu, Enerji Bakanı Hilmi Güler’le üniversiteden arkadaş olduğunu, Türk Havacılık ve Uzay Sanayi’nde (TUSAŞ)  birlikte çalıştıklarını, Güler’in ‘belli bir şeyin imalatı’ gibi konularda kendisini çağırıp görüş aldığını söyledi.

Sitede yanlış bilgi
ICHET’in internet sitesinde, Hatipoğlu’nun 1990 yılından bu yana Enerji Bakanlığı’yla “düzenli şekilde teknik danışman olarak ilişkili olduğu” belirtilirken, Hatipoğlu’nun verdiği bilgiye göre resmi bir ilişki söz konusu değil. Hatipoğlu  konuyla ilgili olarak  ”(Bakan) zaman zaman Ankara’ya çağırır. Mesela, belli bir şeyin imalatı nasıl olabilir... Yani bu resmi bir danışmalık değil de fikir teatisi şeklinde bir şey” diye konuştu.

 

Bursa Gözlük’ü kurdu
UNIDO-ICHET’in internet sitesinde Mustafa Hatipoğlu ’nun geçmişiyle ilgili olarak şu bilgiler yer alıyor:
1976’da Ortadoğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Makina Mühendisliği Bölümü’nden yüksek lisans diploması aldı.
Doktora tezini  ‘motor vitesleri’ üzerine yaptı.
1978’e kadar TUSAŞ’ta çalıştıktan sonra Bursa Gözlük adlı şirketi kurdu.
1982-2008 döneminde Bursa’da otomotiv yan sanayiinde faaliyet gösteren Mako’da çalıştı.
2007 başından bu yana ulaştırma ve KOBİ’ler alanında AB Türkiye delegesi.

 

Erbakan’ın danışmanı ile işbirliği görüşmesi
Dr. Mustafa Hatipoğlu’nun ICHET başkanlığına geldikten sonra yaptığı ilk işlerden birisi, Yavuz Motors adlı bir otomotiv yan sanayii şirketiyle “hidrojenle çalışan dizel motor teknolojisi ile ilgili araştırmalar” yapmak konusunda işbirliği kararı almak oldu. Yavuz Motors’un sahibi Sedat Çelikdoğan, kapatılan Refah Partisi’nin başkanı Necmettin Erbakan’ın başbakanlığı döneminde  başdanışman olarak görev yapmıştı.
Şirketin Finans Müdürü ve Sedat Çelikdoğan’ın oğlu Sezai Çelikdoğan, konuyla ilgili olarak önümüzdeki dönemde projeler geliştirip ICHET’e sunacaklarını kaydetti. Çelikdoğan şirkette toplam 90 kişinin çalıştığını, araştırma-geliştirme bölümünde de 5 kişinin olduğunu söyledi. Cirolarının 10 milyon YTL olduğunu belirten Çelikdoğan, ürünlerini satmak üzere büyük şirketlerle anlaşmak üzere olduklarını kaydetti.

“Geçmişin fosilinden  geleceğin hidrojenine”
ICHET tarafından hazırlanan sunumlardan birinde kurumun geçmişin fosil yakıtıyla geleceğin hidrojen enerjisi arasında bir köprü olduğu belirtiliyor. Uluslararası Hidrojen Enerjisi Teknolojileri Merkezi’nin temel hedefi gelişmiş ve gelişen ülkeler arasında, araştırma kurumları ve piyasa arasında köprü olmak.
Türkiye’de hidrojen yakıtlı tekne, hidrojen yakıtlı belediye otobüsleri gibi projeler yürüten merkezin Arjantin’de “rüzgâr hidrojen” Romanya’da “biyokütle enerji üretim” projeleri var. Kurumun proje yürüttüğü diğer ülkeler arasında Libya, Cezayir ve Hindistan yer alıyor.

 

Arazi tahsisinde 4 yıllık rötar
Prof. Dr. Nejat Veziroğlu’nun 3 yıllık ICHET başkanlığı döneminde merkeze bir arazi tahsis edilememiş, Veziroğlu gö-     revinden ayrılırken Milliyet’e yaptığı açıklamada  “Türkiye’de bürokrasi büyük zorluklar çıkarıyor. Benim de bu işlerin böyle ağır aksak işlemesine çok canım sıkıldı. ABD’ye erken dönmemde Türkiye’de işlerin uzaması, arsa tahsisinin bir türlü gerçekleştirilememesi de büyük rol oynadı” demişti.
Uluslararası Hidrojen Enerjisi Teknolojileri Merkezi halen Boğaziçi Elektrik Dağıtım AŞ’nin (BEDAŞ) binasında faaliyet gösteriyor. ICHET’te Mayıs 2007’den başlayarak 9 ayda başkanlık görevini Prof. Dr. Engin Türe vekaleten yürütüyordu. 2005’ten beri ICHET’te çalışan Türe, daha önce TÜBİTAK’ta enerji bölümünde başkanlık yapmıştı.
Dr. Mustafa Hatipoğlu araştırma kampusunun kurulacağı İstanbul Alibeyköy’deki arazi tahsisiyle ilgili işlemlerin Ankara kısmının  geçen hafta tamamlandığını, bundan sonra İstanbul’daki mercilerle muhatap olacaklarını söyledi. Hatipoğlu, kampusun 2-2.5 yılda tamamlanacağını da sözlerine ekledi. Bu durumda ICHET kurulduktan 6-7 yıl sonra araştırmalarını yapabileceği bir kampusa sahip olacak.







 

DR. SONER AKSOY ' UN BASIN AÇIKLAMASI....

 KÜTAHYA MİLLETVEKİLİ
DR. SONER AKSOY�UN
YENİLENEBİLİR ENERJİ KANUNU İLE İLGİLİ
BASIN AÇIKLAMASI


 
  
 
 

Kütahya Milletvekili Dr. Soner AKSOY tarafından hazırlanan �Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına İlişkin Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi� 395 sıra sayılı ile 29.12.2010 tarihinde TBMM genel kurulunda yapılan görüşmeler sonucunda kabul edilerek kanunlaşmıştır. Ülkemizde enerji kaynaklarında giderek dışa bağımlılığın artması ve enerji ihtiyacının artan bir seyir izlemesi, ülkemiz gerçekliği paralelinde doğalgaza bağımlılığın düşünüldüğünde elektrik enerjisi üretiminde dışa bağımlılıktan kurtarılarak talebin kesintisiz, güvenilir ve düşük maliyetlerle karşılanması, kaynak çeşitlendirilmesine giderek arz güvenliğinin sağlanması, çevre yönetimi ile dışa bağımlılığı önlemek için yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelme ihtiyacı zorunlu hale gelmiştir. Kanun teklifini hazırlayan Dr. Soner AKSOY bu çalışması ile sadece elektrik üretimini değil gerekli olan teknolojiyi de destekler bir yapıya kavuşturmuştur. Güneş, rüzgar, hidroelektrik, biyokütle ve jeotermal enerji içinde değişik oranlarda teşvikler getirilmiştir. Bu iki taraflı bir teşvik bir yandan enerji sektörüne yatırım yapanları yerli ve yenilenebilir enerji kaynağına yöneltirken diğer yandan da bu santralların yapımında kullanılan teknolojinin yatırımının da Türkiye de yapılmasını desteklemektedir. Kanun teklifinin mimarı Dr. Soner AKSOY yerli kaynaklara dayalı elektrik üretimi yapan tüm üreticilere ve enerji tesisi imalatçılarına önemli teşvikler sağlanması ile elektrik enerjisi yatırımlarına hız verileceğini, yurt dışına ödenen milyarlarca doların tasarruf edileceğini, enerji ve makine ve teçhizat sektöründe binlerce kişinin istihdam edilmesiyle ülkemizde işsizlik oranında azalma olacağını ve ülke ekonomisine önemli ölçüde katma değer sağlayacağını ifade etmiştir. Kütahya Milletvekili Dr. Soner AKSOY Yenilenebilir Enerji Yasasının kanunlaşması ile en önemli hayallerinden birinin daha gerçekleşmesinin mutluluğunu ve huzurunu tüm kamuoyu ile paylaşmaktadır. Yasanın ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını dilemektedir. 30.12.2010 Dr. Soner AKSOY Kütahya Milletvekili

HABER TARİH VE SAATİ : 31.12.2010 21:04:01







 

 
İstanbul'da vapurlar hidrojenle çalışacak

Enerji Bakanı Güler,
"Buna 40 milyon dolar para saydık" dediği projeyi anlattı.

*- 20 ödendi- 20 kaldı


Patronlar Dünyası
02 Nisan 2009 Perşembe 15:25

 

 

 

 

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler, artık enerjide Türkiye'nin de bulunduğunu belirterek, "Enerji bağımsızlığı savaşında Türkiye de varlığını dünyaya duyuruyor" dedi.

Bakan Güler, Uluslararası Hidrojen Enerjisi Teknolojisi Merkezi (ICHET) ile İstanbul Deniz Otobüsleri A.Ş'nin (İDO) işbirliğiyle başlatılan ve Türkiye'de ilk pratik uygulamasının İDO'nun Yenikapı merkez binasında yapıldığı yakıt pili projesi ile ICHET'in diğer projelerinin tanıtıldığı törene katıldı.

Tanıtımı yapılan projelerle Türkiye'de hidrojen dönemini başlattıklarını ifade eden Güler, "5 muhteşem somut eser var. Bu, enerji bağımsızlık savaşının en önemli hareketi" dedi.

Gezici Hidrojen Evi Projesinin, tamamen yerli enerji kaynaklarını kullanarak enerjisinin sağlandığını belirten Güler, evin TEDAŞ veya BOTAŞ'tan enerji almadan kullanılabildiğini anlattı.

Hidrojen Yakıt Pilli Forklift, Yakıt Pilli Hibrid Scooter projelerinin de çevre dostu ve kendi kaynaklarımızla üretildiğini anlatan Güler, şunları kaydetti:

"Bunlar durup dururken olmadı. Hükümetimizin çok geniş vizyonlu çalışmasıyla,Uluslararası Hidrojen Teknoloji Merkezini yabancıların elinden alıp, İstanbul'da kurmakla oldu bu iş. Buna 40 milyon dolar da para saydık. Bu merkez 5 projeyi somut ürün haline getirdi ve Türk ekonomisine sanayine hediye etti. Bundan sonra diğer çalışmalar var. Bu çalışmalar Eyüp'te hidrojen dolum tesisi olacak. Oradan hidrojenle çalışan gemilerimiz Haliç'te ve boğazda İDO'nun işletmeciliğiyle yürüyecek. Diğer ürünlerle birlikte bunları yaygınlaştıracağız. Burada temel mesele şu: Biz enerjimizde büyük ölçüde dışa bağımlıyız. Ama hükümetimiz yerli kaynaklara ve yenilenebilir enerjiye ağırlık verdi. Artık sularımız boşa akmıyor. Bunlardan bin 600 proje ürettik."

Şimdi en büyük hareketi, hidrojenle birlikte güneş enerjisinde yapacaklarını belirten Güler, "Enerjide kriz de olsa dışa bağımlılık da olsa artık yerli kaynaklarımızla, bu güneş bizde oldukça, bu rüzgar bizde oldukça, bu jeotermal kaynaklar bizde oldukça... İşte bizim bundan sonra enerjide bağımsızlık savaşını çok rahatlıkla sağlayabileceğiz" diye konuştu.

Proje sayesinde elektrik kesintilerinde 5 kW'lik yakıt pili, kesintisiz güç kaynağı devreye girerek turnikeler, sesli duyuru sistemi ve bilgisayarlara elektrik sağlıyor.


YORUMLAR :


 

Abdurrahim BARIN

02 Nisan 2009 Perşembe 23:05



*AKP Milletvekili ve Enerji Komisyonu Başkanı Soner Aksoy:

*Nejat Veziroğlu gelmişti, adamı kovduk, Enerji Bakanı sözlerini tutmadı.

Nejat Veziroğlu buruk ayrılıyor
Hidrojen enerjisini dünyaya duyuran Prof. Dr. Nejat Veziroğlu, ICHET'teki görev süresi dolduğu için Amerika'ya dönüyor. Türk Hükümeti'nin 4 yıldır kendilerine arsa tahsis edememesinden dolayı üzüntülü olduğunu söyleyen Veziroğlu, ülkenin ekonomik bağımsızlığını hidrojen enerjisi ile sağlayabileceğini ileri sürüyor.

***Hükümete RAPORU geçen yıl verdim, ama cevap gelmedi.
Amerika'da Clinton'a yazıyordum, bir hafta içerisinde cevap geliyordu.
 Başbakan'a yazı yazdım, hiç cevap yok, aldılar mı almadılar mı bilmiyorum?
 Mektup elden gitti Başbakan'a aslında ama... ,
 İngiltere, Amerika'da bulundum,
 BM'de çalıştım
böylesini görmedim.

***


****************Hidrojen neler kazandıracak? TI !!! *******************

* Petrol, doğal gaz ve kömür için sarfettiğimiz döviz miktarı giderek düşecek.
* Bütün yakıt ihtiyacımızı kendi birincil enerji kaynaklarımızla sağlamış olacağız.
* Fosil yakıt ithal etme mecburiyetinden kurtulacağız.
* Yeni iş sahaları açılacak, hem tarımda hem sanayide istihdam artırılacak.
* Türkiye ürettiği fazla hidrojeni Avrupa’ya satıp döviz kazanacaktır.
* Küresel ısınmanın, hava kirliliğinin ve asit yağmurlarının getirdiği zararlar ortadan kalkacak.
* Türkiye temiz çevreye sahip olacak.
* Kyoto Protokolü kuralları geçerlilik kazanmış olacak.
* Türkiye, teknoloji ihraç eden bir memleket olacak, kalkınması hızlanacak.
* Ekonomik bağımsızlığımız gerçekleşecek, çağdaş uygarlığa erişilecek.






 


 

Mavi Akım-2 doğalgaz hattı projesi, iki bakanlığı karşı karşıya getirdi. İşte nedeni..


29 Mart 2009 Pazar 10:28

 

 

 

 

Mavi Akım-2 doğalgaz hattı projesi, Enerji ve Dışişleri bakanlıklarının arasını açtı. Enerji Bakanlığı projeyi desteklerken, Dışişleri 'enerjide Rusya'ya bağımlılığımız artacak' diyor

 

 

 

 

Rus Doğalgaz Şirketi Gazprom'un Başkanı Aleksey Miller'ın hafta içinde gerçekleştirdiği Ankara ziyaretinden Mavi Akım-2 sürprizi çıktı. Miller, mevcut Mavi Akım doğalgaz hattına paralel yeni bir gaz hattı olarak düşünülen 'Mavi Akım-2 Projesi'nin 'gerçekleşebilecek bir proje' olduğunu belirterek, bu konuda ortak çalışma gruplarının iki hafta sonra çalışmalara başlayacağını açıklamıştı. Konuyla ilgili durumu, Miller'in görüştüğü Enerji Bakanı Hilmi Güler de doğrulamıştı.

DOĞALGAZIN % 63.5'İ RUSYA'DAN
Ancak Mavi Akım- 2 hattının yapılması konusunda Enerji Bakanlığı ile Dışişleri Bakanlığı arasında görüş farkı ortaya çıktı. Enerji Bakanlığı, hattın mutlaka gerçekleşmesini isterken, Dışişleri, Türkiye'nin Rusya'ya olan bağımlılığının ilerleyen süreçte sıkıntı yaratabileceği görüşünde. Türkiye şu anda doğalgazda Rusya'ya yüzde 63.5 oranında bağımlı.

Mavi Akım-2'nin gerçekleşmesi durumunda bu bağımlılık yüzde 70'i aşacak. Enerji Uzmanı Necdet Pamir de, projenin Türkiye'nin stratejik önemini artıracağına dikkat çekmesine karşın, Rusya'ya olan bağımlılığın çok ciddi boyutlara vardığı konusunda uyarıyor. Dışişleri Bakanlığı, Mavi Akım-2 hattı yerine, İran-Irak'tan doğalgaz alınmasına daha sıcak bakıyor.

Bağımlılığı artıracak
BUNA karşın söz konusu proje, Türkiye'nin Rusya'ya hali hazırda var olan doğalgaz bağımlılığını daha da artıracak. Ankara şu anda Rusya'dan yıllık 28 milyar metreküp seviyesinde doğalgaz alıyor. Türkiye'nin yıllık toplam kullanımı ise yaklaşık 48 milyar metreküp seviyesinde. Bu da Türkiye'nin Rusya'ya olan bağımlılığının ne denli yüksek olduğunu açıkça ortaya koyuyor.

İsrail'e gidecek
SÖZ konusu proje, Karadeniz'in altından geçen mevcut Mavi Akım boru hattına paralel olarak gerçekleştirilecek. Hat, Ceyhan'a kadar devam edecek ve Akdeniz'in altından İsrail'e geçecek. Bu kapsamda Rusya, İsrail'e yıllık 10 milyar metreküp doğalgaz sağlayacak. Hattan Türkiye'ye de yıllık yaklaşık 10 milyar metreküp oranında doğalgaz verilecek.

'Dikkat edilmeli'
ULUSLARARASI Enerji Uzmanı Necdet Pamir ise, hattın Türkiye için hem olumlu hem de olumsuz tarafları olduğuna dikkat çekti. Hattın yapımının, Türkiye'ye doğrudan yatırım, transit geliri ve istihdam bakımından yarar sağlayacağını belirten Pamir, buna karşın hattın yapılması durumunda bağımlılığın da ciddi biçimde artacağını söyledi.

Nükleer santral ihalesiyle birlikte enerji konusunda Rusya'ya çok ciddi bir enerji bağımlılığının ortaya çıktığını da anımsatan Pamir, 'Bu dengelerin çok akıllıca kurulması lazım. Bu da çok boyutlu bir diplomasiyi gerektiriyor. Yani güvenlik, diplomasi ve ekonomik unsurlardan sorumlu kurumlar arasında tam bir konsensus sağlanmalı. Ama ben bunun olduğuna inanmıyorum' dedi.

Mahmut Gürer/Akşam



Abdurrahim BARIN 02 Nisan 2009 Perşembe 22:34

AK Parti Milletvekili ve Enerji Komisyonu Başkanı Soner Aksoy’a göre, yüzde 50 oranında doğalgaza bağımlılığın çok mahzurlu olduğunu anlatıyor: “Kömür yataklarını elektrik üretmek üzere veriyormuş gibi gözüküyoruz; ama vermiyoruz. Su kaynaklarımız var; veriyormuşuz gibi görünüyoruz, vermiyoruz. Rüzgâra da istenilen seviyede destek olamıyoruz. Güneşin esamisi okunmuyor.


Bir sürü engelleme oldu.

Jeotermal enerjide mesafe alamıyoruz.

Hidrojen enerjisi,

***Nejat Veziroğlu gelmişti,

***adamı kovduk,

***Enerji Bakanı sözlerini tutmadı.

***Bir an önce tedbir almak lazım;

doğalgaz çevrim santrali

(çözüm) değil.

Kolay ve ucuz olan yol

(çözüm) değildir.



*******Bu Türkiye’yi felakete götürür.”*******









A



 

 

Deniz suyundan hidrojen üretimi

Uluslararası Hidrojen Enerjisi Teknolojileri Merkezi
(UNIDO-ICHET)
Genel Direktörü Dr. Mustafa Hatipoğlu,
hidrojenin petrol yakıtlarına göre ortalama 1.33 kat daha verimli bir yakıt olduğunu belirtti

 

Güncelleme: 10:02 TSİ 03 Aralık 2008 Çarşamba

 

İSTANBUL - Haliç Üniversitesi Mecidiyeköy Yerleşkesi’nde yapılan “Deniz Suyundan Hidrojen Üretimi” konulu uluslararası çalıştayda konuşan Hatipoğlu, ekonomik yoldan hidrojen üretimi konusunda çalışmaların devam ettiğini, çalıştayda bu konudaki son gelişmelerin tartışılacağını ve kaydedilen ilerlemelerin paylaşılacağını ifade etti.

 






  atipoğlu, ısı ve patlama enerjisi gerektiren her alanda kullanılan hidrojenin yakıt olarak tüketildiğinde, atmosfere atılan atığın sadece su veya su buharı olduğunu belirterek, “Kullanımı temiz ve kolay olan hidrojen petrol yakıtlarına göre ortalama 1.33 kat daha verimli bir yakıttır” dedi.

Hidrojenden enerji elde edilirken, su buharı dışında çevreyi kirletici ve sera etkisi artırıcı hiçbir gaz ve zararlı kimyasal madde üretiminin söz konusu olmadığını vurgulayan Hatipoğlu, hidrojen gazının farklı yöntemlerle elde edilebildiği gibi su, güneş enerjisi veya onun türevleri olarak kabul edilen rüzgar, dalga ve biyokütle ile de üretilebildiğini kaydetti.

Hatipoğlu, mevcut koşullarda hidrojenin diğer yakıtlardan yaklaşık üç kat pahalı olduğunu ve yaygın bir enerji kaynağı olarak kullanılmadığını dile getirerek, hidrojen enerjisinin yaygın olarak kullanılmasının, üretimindeki maliyetleri düşürecek teknolojiklerin geliştirilmesine bağlı olduğunu söyledi.

Türkiye’nin, deniz suyunda inanılmaz bir kaynağa sahip olduğunu dile getiren Hatipoğlu, ancak bu kaynağın sadece balıkçılıkta ve ulaşımda kullanılmasının üzücü olduğunu belirtti.

Deniz suyundan enerji de elde edilebileceğine dikkati çeken Hatipoğlu, 2010 yılında İstanbul’da yapılacak olan Hidrojen Konferansı öncesinde uzmanların İstanbul’da bir araya gelmesinin Türkiye için önemli olduğunu dile getirdi.

Zaten sınırlı olan içme suyu kullanımının yerine deniz suyunun hidrojen enerjisi üretiminde kullanılabilmesinin büyük önem taşıdığını kaydeden Hatipoğlu, üç tarafı denizlerle çevrili olan Türkiye’nin bu avantajını iyi değerlendiremediğini savundu.

Alternatif ve çevre dostu enerji kaynağı arayışında en başarılı sonuçları veren hidrojen enerjisinin üretiminde, sınırlı kaynaklar olan doğalgaz ve petrolden yararlanıldığını belirten Hatipoğlu, hidrojen enerjisinin üretimi için ucuz kaynak ve yöntem arayışında ise elektroliz teknolojisinin ön plana çıktığını kaydetti.

Almanya, Yunanistan, Bulgaristan ve Türkiye’den uzmanların katıldığı çalıştay yarın sona erecek.




-DÜNYA HİDROJEN ENERJİ FUARVE SEMPOZYUMUNA
1500 BİLİM ADAMI KATILDI
DOLMABAHÇEYE KADAR  GELEN FUARA,BAŞBKN KATILMADI


1- BŞK.VEZİROĞLU  ,MRK AÇAMADAN  ABD YE DÖNDÜ 2008


2- YARDIIMCISI GÖREVDEN AYRILDI
BAŞKA  BİR KURUMDA  GÖREV ALDI   

3-GEÇİCİ .MRKZ YERLİ-YABAN PERS.  TOPTAN  DEĞİŞTİ
  MRK. BŞK.LIĞINA
EMEKLİ BİR  OTO YEDEK PARÇA  SAN.DEN MÜHENDİS ATANDI

3-MERKEZE  KAMPÜS    ARAZİSİ VERİLMEDİ

4-İBB  TANITIM AMAÇLI  DAĞITILAN   HİDROJENLİ  OTOBÜS ALMADI
   VEZNECİLER HATTINA KOYACAĞINI DUYURDUĞU  HİDROJ OTOBÜSÜ
   İŞLETMEYE ALMADI

5, İDO GEMİLERİNİN HİDROJECAĞINI  AÇIKLADI  YAPILMADI.

6. HALİÇ EYÜP DOLUM TESİSİ  KURULMADI.

7-BOĞAZ GEMİ ATIK YAĞLARINI TOPLAYIP
HAYDARPAŞADA   ENERJİ  ÜRETME PROJ YAPTI

 8.  2010 DA  PORTEKİZDE  ,DÜN.BEL.BŞK. DA  
   HİDROJEN ARAŞT.ÇALIŞMALRINI  GURURLA ANLATTI

9- TÜRKİYE ULAŞ İŞ SENDİKA BŞK. TRANSİST TRANSİST 2011  HALİÇ KONGRE MRK. DE
  HİDROJEN ENERJİSİNİN ÜLKE KALKINMASI-ULAŞIM  İÇİN ÖNEMİNİ ORTAYA KOYAN
  SUNUM GERÇEKLEŞTİRDİ.
- 20012 DE BM.HİDROJEN ENERJİ MRK. İLE BERABER DAVET EDİLMEDİ-


10-MRK  YENİ BŞK. HİDROJENLİ OTOBÜS -BURSA-  VE HAFİF TİCARİ ARAÇ -KAYSERİ
PROJELERİNİ HAYATA GEÇİRMEK İÇİN ÇALIŞMA BAŞLATTI.
GÖREVDEN ALINDI

11.   BM BŞK. MERK. ZİYARETE GELDİ .
        BŞK.MOON U İBB BŞK. KARŞILADI-
      - KURUMA BŞK ATANMAMIŞ DURUMDA.

     Bir ingiliz, bir yunan yönetiminde.





  VEZOĞLUNUN RAPORU BAŞBKLIKÇA  CEVAPSIZ BIRAKILDI

  SPONSOR ELİMSAN EKONOMİK LİNC OLDU


  -
BENZİN 4 TL-DÜN EN PAHALI YAKITINI  

  ULUSLARARASI  PETROL ŞİRKETLERİNDEN

ALMAYA  DEVAM.



PROF. DR. MEHMET ALİ KÖRPINAR : BEDAVA ENERJİLERİMİZ VAR AMA KULLANAMIYORUZ ???

 

Türk ulusu güçlükleri; ulusal birlik ve beraberlikle yenmesini bilmiştir.

Mustafa Kemal ATATÜRK

Değerli arkadaşlar,

Sizlere 12.02.2012 de BEDAVA ENERJİ VAR AMA ALAN YOK !!! başlıklı aşağıdaki yazımda, güzel ülkemizin coğrafi yapısı yüzünden sahip olduğu bedava enerjilerimiz konusunda bilgi vermiştim. Yani tüm dünyanın Rüzgar ve Güneş enerjisini kullanmak için çeşitli projeler ürettiğini vurgulamıştım. Örneğin, önümüzdeki 25 yılda 42 adet Güneş enerjili santraller üretecek olan ABD ile hemen hemen aynı 36-41 nolu paraleller arasında kalan güzel ülkemizde, Güneş enerjisinden yararlanarak elektrik üretemiyoruz ve gündemimizde bu çeşit projemizde yok. “Yani Rüzgar ve Güneş enerjisi bedava ama alan yok” demiştim.

Çernobil ve Fukişima gibi kötü örnekler sonucu nükleer santrallerini kapatan birçok dünya ülkesi söz konusu iken ne hikmetse, ikinci nükleer santralımızı kurmak için sahip olduğu 54 nükleer santralden 52 tanesini kapatan Japonya ile anlaştık. Galiba bu santrallarda işsiz kalan Japonlara iş bulduk. Yani suni Japon güneşinden yarar bekleyeceğiz!!!.

Neredeyse %98’i deprem bölgesi sayılan ülkemize 22 milyar $’lık proje ile Sinopta 4500 MW’lık bir tane daha Nükleer santral yapacağız. Bildiğiniz gibi Ruslarla birlikte Mersin-Akkuyuda da 21 milyar $ bedelle kurulacak olan nükleer santral ile 4800 MW’lık enerji üreteceğiz. Toplamda 43 Milyar $ harcayacağız ve karşılığında 9.300 MW lık enerji elde edeceğiz. Ayrıca enerji üretimi için Uranyum ithalatı ve her 1000 MW’lık nükleer enerji üretimi sonrası da yılda 25 ton radyoaktif atık üretilecektir. 250 milyon yıl ömrü olan bu atıkları yok etmek de başımızın püskülü belası olacaktır.

Oysa ki 43 milyar $’lık harcama yerine güzel ülkemizin sahip olduğu 9.300 MW’lık rüzgar enerjisini sadece 10 milyar $ ile kullanabiliriz. Yani 1000 MW’lık rüzgar enerjisi için yaklaşık 1 milyar $ gerekiyor. Güneş enerjisi için de 1,5-2 milyar $ gerekiyormuş (07.05.2013-Sözcü).

Halen Ege bölgemizde 2008 den beri 459 MW’lık kurulu güce sahip 17 Rüzgar Enerjisi Sistemleri (RES) projeleri yatırım izni için bekliyor. 49 yıllık lisans sürelerinin 5 yılı geçti. RES’lerin bağlanabileceği trafo merkezleri de yapılamadı. Ayrıca sağlıklı radar izlemesi için TSK ve MİT izni gerektiğinden söz konusu projeler halen beklemekte. TUBİTAK’ın araya girmesine rağmen izin süreçleri kısaltılamadı (7.05.2013-Cumhuriyet). Bu gecikme ülkemizin yatırım yapılabilirlik itibarı açısından olumsuz etki yaratmaktadır.

Üstelik rüzgar enerjisinde dünya 4. olan İspanyol firmaları yenilenebilir enerjideki uzmanlıklarını ülkemizde de değerlendirmek istiyorlarmış (20.03.2013-Cumhuriyet).

Güzel ülkemizin enerji sıkıntısını çözmek için yöneticilerimiz nedense nükleer santrallere başvuruyor. Halbuki ülkemizin, coğrafi konumu yüzünden sahip olduğu Rüzgar (200.000 MW/yıl), Güneş (10.000 kWh/m2 yıl) ve dünya sıralamasında 5. Olan jeotermal (24.839,9 TJ/yıl) enerji kaynaklarımıza öncelik verilmesi gerekir. Ülkemizin enerji sorununu, nükleer risk ve atık olmadan yıllarca çözmesi mümkün olan Rüzgar, Güneş ve Jeotermal gibi temiz enerjiye yatırım yapan kurum ve kuruluşlarımıza gönülden destek verelim.

Değerli arkadaşlar,

Bir tane bile güneş enerjisinden faydalanacak santral için projemiz yok ve jeotermal enerjimizi de kullanmak arzusunda değiliz. Yani BEDAVA ENERJİLERİMİZ VAR AMA KULLANAMIYORUZ. Neden

Umarım bu kaygı ve uyarılarımızı tüm yöneticilerimiz ve de danışmanları duyar ve gereğini en kısa sürede yaparlar. Dünyamızın en güzel ülkesinin doğal yaşam olanaklarını kullanarak enerji üretiminde dışa bağımlı olmaktan kurtuluruz.

Sevgi ve saygılarımla (09.05.2013)

Prof. Dr. Mehmet Ali KÖRPINAR

BEDAVA ENERJİ VAR AMA ALAN YOK !!!

Ne kadar zengin ve gelişmiş olursa olsun, bağımsızlıktan yoksun bir ulus, uygar insanlık karşısında, uşak olmak katından yüksek bir işleme uygun sayılamaz.

Mustafa Kemal ATATÜRK

ABD de 25 yılda 42 Güneş enerjisi kaynaklı elektrik santrali yapılacak

Değerli arkadaşlar,

Güzel ülkemizde ve dünyamızda; küresel sermaye ve AB-D emperyalizminin ekonomik çıkarı yüzünden mutlu yaşamımız giderek tehlikeye düşmektedir. Bizden sonraki nesillere de daha riskli ve kirli bir dünya bırakacağız.

Pek çok gelişmiş ülkede, yaşanan çevre felaketlerine karşı ve temiz enerji üretimi için hem siyasal hem de sivil toplumsal örgütleri ile gereken tepkilerini çok güzel ortaya koymaktadır. Güzel ülkemizde ise çevre kirliliğine ve enerji sorunumuza karşı duyarlı bir siyaset ve siyasi güç söz konusu değil. Örneğin, ülkemizin en önemli sorunu olan enerji için petrol ve doğalgaza yıllık 40 milyar dolar ödemekteyiz.

Geçen Cumartesi günü yaşadığımız yaklaşık 4 saatlik elektrik kesintisinden 20 milyon vatandaşımız etkilendi. Nedeni Bursada bulunan Doğalgaz kaynaklı elektrik santralinin devre dışı kalmasıymış. Şu sırada ülkemizde kullandığımız elektriğin %56’sı da doğal gaz ile üretilmektedir. Rusya, İran, Azerbaycan ve Iraktan ithal ettiğimiz Doğal gaz için çok verimli müşteriyiz. Öyle ki söz veripte alamadığımız doğal gaz için Rusya ve İrana her yıl milyonlarca dolar ödeme yapmaktayız.

Ayrıca AB-D emperyalizminin güzel ülkemizde tezgahladığı terör yüzünden yaklaşık 30 yılda, 300 milyar dolar ve 40.000 yurttaşımızı kaybettik. Bu maddi kayıpla 10 tane GAP, 70 adet Atatürk barajı, 60 adet boğaz köprüsü yapabilirdik.

Önümüzdeki dönemde Mersin, Akkuyuda deprem bölgesine yakın yerde Ruslarla birlikte, tüm ihtiyacımızın ancak %6 sını karşılayacak bir Nükleer enerji santralı yapılacaktır. Sinop ve İğneada da yeni nükleer santrallerin yapımı da sırada. Nedense Almanya, Fransa gibi ülkeler nükleer enerjiden vazgeçerken biz talip oluyoruz !!!

Oysaki güzel ülkemiz, Güneş, Rüzgar ve Jeotermal enerji olanakları ile dışa bağımlı olmaktan kurtulabilir. Ne yazık ki Güneş ve Jeotermal enerjiyi kullanarak elektrik üretimine daha başlamadık.

ABD de ise önümüzdeki 25 yıl içinde güneş enerjisinden yararlanarak 42 adet elektrik santrallerin kurulması planlanıyormuş. Çünkü önümüzdeki dönemde bu santrallerden ürtecekleri enerjinin maliyetinin her yıl %7 azalacağını diğer yöntemlerle üretilen enerjinin ise %2 artacağını hesaplamışlar.

Değerli arkadaşlar,

Üyesi olduğum ecogeek tarafından her hafta bana gönderilen temiz enerji ile ilgili e-postaları zaman zaman sizlerlerle de paylaşmaktayım. Bu hafta da ecogeek tarafından gönderilen e-postadaki Güneş enerjili elektrik santralleri içeren USA haritası yukarıda görülmektedir. Haritada Güneş enerjisinden yararlanarak yapılacak elektrik üretim santrallerinin yerleri de belirlenmişdir. Harita altındaki adrese girecek olursanız önümüzdeki 25 yıl içinde yapılacak santrallerin animasyonuna da erişebilirsiniz.

)

36-41 nolu pareleller arasında kalan güzel ülkemizde Güneş enerjisinden yararlanarak elektrik üretemiyoruz ve gündemimizde bu çeşit projemizde yok. Yani Güneş enerjisi bedava ama alan yok.

Umarım, yukarıda açıklamaya çalıştığım bedava enerji için sizlerin, STK’ların, tüm yöneticilerimizin ve danışmanlarının dikkatini çekerim ve de gereken önlemleri en kısa zamanda ve hep birlikte alırız.

Dünyamızın en güzel ülkesinin doğal yaşam olanaklarını kullanarak enerji üretiminde dışa bağımlı olmaktan kurtuluruz.

Sevgi ve saygılarımla (17.01.2012)

Prof. Dr. Mehmet Ali KÖRPINAR






TÜRK EİNSTEİN�LAR FİRARDA

TÜRK EİNSTEİN�LAR

FİRARDA


ATO�NUN RAPORUNA GÖRE YURTDIŞINDA OKUYAN 50 BİN KiŞiNİN TÜRKİYE�YE YILLIK MALİYETİ 1.5 MiLYAR DOLARI, 5 YILLIK EĞİTİM MALİYETİ İSE 7.5 MİLYAR DOLARI AŞIYOR

YURT DIŞINDA EĞİTİM GÖREN 100 KİŞİDEN 59�U DÖNMÜYOR.

TÜRKİYE, YURT DIŞINDAKI 50 BİN ÖĞRENCİDEN GERİ DÖNMEYEN 30 BİNİ İÇİN HER YIL 900 MİLYON DOLAR ÖDEMEKLE KALMIYOR, 5 YILLIK EĞİTİM SONUNDA DÖNMEME MALİYETİ 4.5 MILYAR DOLARI BULUYOR.

AYGÜN: �TÜRKİYE AKLINI KAYBEDİYOR

BEYİN GURBETÇİLERİ SADECE BAVULLARIYLA GİTMEZ

Bir yandan 2 milyona yaklaşan gencimiz üniversiteye girmek için ter döküyor, diğer yandan yetiştirdiğimiz beyinler yurt dışına göç ediyor.

İyi eğitim görmüş, düşünen, üreten, nitelikli işgücümüz, yıllar ve milyarlar harcayarak yatırım yaptığımız beyinlerimiz, gerekli ortamı ya da refahı sağlayamadığımız için yurtdışına uçup gidiyor. Birbirinden önemli buluşlara imza atarak insanlığa büyük katkı sağlayan �Bilimin Gurbet Kuşları� Ankara Ticaret Odası (ATO)�nın son raporuna konu oldu.

İyi eğitim gören her 100 kişiden 59�unu elimizden kaçırdığımızı gözler önüne seren Ankara Ticaret Odası (ATO)�nın hazırladığı �Türk Beyin Gurbetçileri� raporuna göre Türkiye, beyin göçü en fazla olan 32 ülke içinde 24�üncü, yurt dışına en çok öğrenci gönderen ülkeler arasında ise 11�inci sırada yer alıyor.

GÖÇÜN MALİYETİ YÜKSEK

Yurt dışında üniversite eğitiminin maliyeti öğrenci başına yıllık 30 bin doları buluyor. Buna göre yurtdışında okuyan 50 bin kişinin Türkiye�ye yıllık maliyeti 1.5 milyar doları, 5 yıllık eğitim maliyeti ise 7.5 milyar doları aşıyor. Rakam büyük ancak beyinler kolay yetişmiyor. Türkiye bu bedeli seve seve ödüyor. Ancak sorun gidenler geri dönmeyince başlıyor.

Türkiye, yurt dışına giden 50 bin öğrenciden 30 bini için her yıl 900 milyon dolar ödemekle kalmıyor, 5 yıllık eğitim sonunda dönmeme maliyeti 4.5 milyar doları buluyor. Bu da gelişmiş ülkelere karşılıksız hibe anlamına geliyor.

Örneğin, devlet işletme eğitimi almak üzere ABD�ye gönderdiği bir gence eğitimi süresince yaklaşık 100 bin dolar harcıyor. Ancak gençler Türkiye�ye dönmek yerine ABD�de kalmayı tercih ediyor. Çünkü Türkiye�de bir bankada çalıştığında yaklaşık 700 dolar maaş alacakken; ABD�de bu ücretin 10 katından fazlasını alabiliyor.

BEYİN AVCISI ÜLKELER

Rapora göre 24 bini Almanya�da, 15 bini Amerika�da olmak üzere 50 binden fazla Türk genci yurt dışında eğitim görüyor. Bu ülkeleri İngiltere, Kanada, Belçika, Avustralya, Fransa ve G. Afrika�ya izliyor. Türkiye ABD�de en fazla öğrenci okutan 9�uncu ülke konumunda.

Gençlerin akıllarını çelen, hayallerini süsleyen bu ülkeler vasıfsız işçilere kapılarını giderek daha sert önlemlerle kapatırken, yetişmiş ve eğitimli işgücüne büyük kolaylıklar sağlıyor. Örneğin bir numaralı beyin avcısı konumundaki ABD, her yıl 200 bin kalifiye elemana, Kanada ve Avustralya ise 40 bin kalifiye elemana geçici çalışma vizesi veriyor.

Türkiye�de beyin göçünün 1960�lı yıllarda ilk kez tıp doktorları ile başladığı belirtilen rapora göre doktorları, mühendisler ve sonra bilimadamlarının izlediğine vurgu yapılıyor. Bugün sadece Amerika�da 3 bin 600 Türk doktoru bulunuyor. Bunlardan sadece 90�ının Türkiye�ye dönmüş olması, gidenin kolay kolay gelmediğini ortaya koyuyor.

GİDEN DÖNMÜYOR

Raporda son 12 yılda sadece Milli Eğitim Bakanlığı'nın bursuyla yurt dışına giden 1991 gencimizden 769'unun dönmediği (% 38), buna paralel olarak, TÜBİTAK bursiyerlerinin ülkeye dönmeme oranının ise % 21 olduğu belirtiliyor.

Geri dönmeme en çok mühendislikte (bilgisayar, uçak, elektrik-elektronik, haberleşme, makine, kimya, endüstri, maden, metalurji, bioteknoloji gibi dallarda), tıpta ve daha az oranda sosyal bilimlerde yoğunlaşıyor. Fen bilimlerinde master ve doktora çalışmasını tamamlayanlar araştırma merkezleri ve teknoparklarda yüksek ücretle çalışma imkanı bulabiliyor.

BEYİN MEZARLIĞI

Dönen beyinler ise, bilgi birikimleri ve deneyimleri doğru yerlerde değerlendirilmediği, aldıkları ücretler geçinmelerine yetmediği ve mesleki gelişimleri sekteye uğradığı için mutlu değil. Yurtdışına gitmeyip Türkiye�de kalanların önemli bir kısmı da ya küstürülüyor ya da düşük ücret ve düşük motivasyonda çalıştırılıyor. Bu durum �Beyin Küsmesi� olarak adlandırılıyor ve Türkiye adeta bir �Beyin mezarlığı� na dönüyor.

Raporda, Karbon kaplama teknolojisini icat ederek bilim dünyasında çığır açan ve ABD�nin �Yüzyılın 100 bilimadamı� ndan biri kabul ettiği Prof.Dr.Ali Erdemir� e, yıllar önce iş aradığı Türkiye�de resepsiyon memurluğu uygun görülmesi beyin küsmesine çarpıcı bir örnek olarak gösteriliyor.

Türkiye, �Zakkumcu Doktor� olarak tanınan Genel Cerrah Opr. Dr. Ziya Özel� in hikayesi de Erdemir�in kinden farklı değil. Türkiye�de şarlatanlıkla suçlanan Özel, küsüp ABD'ye gitti. 1992'de ABD'den zakkumdan elde edilen "Oleander" maddesinin bağışıklık sistemini güçlendiren etkisi üzerine patent aldı. 1995'te bu konudaki araştırma haklarını bir ABD firmasına satan Özel'in oluşturduğu ilaç, ABD'de Teksas eyaletinin San Antonio kentinde bulunan Ozelle Pharmaceuticals Laboratuvarı'nda üretilmeye başlandı.

Cleveland Kanser Kliniği'nde gerçekleştirilen ve zakkumdan elde edilen hammaddenin tümörlere karşı etkili olduğunu gösteren klinik çalışma, ABD'de Amerikan Klinik Onkoloji Cemiyeti'nin 2001 yılında düzenlediği konferansta da sunuldu. İrlanda'da bazı durumlarda ilacın kullanılmasına izin verilmişken, Honduras'ta ilaç resmen eczanelerde satılmaya başlandı. Türkiye önümüzdeki yıllarda bu ilacı ithal etmek zorunda kalırsa şaşmamak gerekir.

CEP DOLMAYINCA BEYİN GÖÇÜYOR

Raporda beyin göçüne neden olan etmenlerin başında ekonomik koşullar gösteriliyor. Düşük ücret politikası, vergi oranlarının yüksek olması, ekonomik istikrarsızlık, gelecek endişesi, en fazla işsizliğin üniversite mezunları arasında olması, üniversite mezunlarının %70�inin meslekleriyle ilgisiz işlerde çalışması gibi nedenlerin yanısıra, siyasal istikrarsızlık, siyasetin ve kayırmacılığın iş hayatına girip onu kontrol etmesi gibi siyasal nedenler, Ar-Ge�ye, bilim ve teknolojiye değer verilmemesi, fikir üretiminin ve buluşun para etmemesi ve desteklenmemesi gibi bilim ve teknoloji politikalarındaki yanlışlıklar ve kişi başına (142 dolar) en az eğitim harcaması yapan 5�inci ülke olmamız, eğitim harcamasında 109 ülke içinde 105�inci sırada yer almamız gibi eğitim sistemindeki çarpıklıklar beyin göçünü tetikleyen diğer nedenler olarak sıralanıyor.

MODERN DÜNYANIN İBNİ SİNA�LARI

Rapora göre Amerika�da yaşayan Türk Doktorlar Birliği�ne kayıtlı tam 1.150 doktor bulunuyor. Onlar artık Amerika�da gelenekselleşmiş �en iyi doktorlar� sıralamasına kolaylıkla giriyor. Biri, modern dünyanın hastalığı obezite ile ilgili çalışıyor, bir diğeri beyin kanamalarının, karaciğer naklinin, sindirim hastalıklarının tedavisinde çığır açıyor. Harvard, Cornell, Yale, John Hopkins gibi hastanelerinin en önemli isimlerinin başında modern dünyanın İbni Sinaları olan Türkler geliyor. Onlar ki, çalıştıkları hastanelerin girişine artık Türk Bayrakları çektiriyor, İstiklal Marşımızı dinlettiriyor. Gazi Yaşargil, Mehmet Öz, Gökhan Hotamışlıgil, Münci Kalayoğlu ve daha nice doktorumuz yabancı ülkelerde göğsümüzü kabartıyor ancak, bu tablo beyin göçünün Türkiye fotografını en acı biçimde gözler önüne seriyor.

TÜRK BEYİN GURBETÇİLERİ

Prof. Dr. Muzaffer Şerif: Sosyal Psikoloji alanında dünyada otorite Psikoloji kürsüsü Öğretim Üyesi Dr. Muzaffer Şerif Güneydoğu Anadolu�da köylüler arasında yaptığı bilimsel araştırmaları esnasında zamanın yönetimi tarafından gözaltına alınır. Emniyette sorgu-sual, mahkeme derken derdini kimseye anlatamaz. Bu yetenekli beyini ABD görür ve derhal sahip çıkar. Adına Enstitü kurar. Ölümü üzerinden yıllar geçmesine rağmen Muzaffer Şerif Sosyal Psikoloji bilim dalının dünyadaki en etkili tek ismi olarak kalır. Günümüzde kullanılan psikoloji kavramlarının isim babası olur. Fakat bu büyük beyin artık bizim değildir. Çünkü bu gerçek bilim adamımız ABD vatandaşıdır ve soyadı da SHERIFF olarak değiştirilmiştir.

Gazi Yaşargil: Beyin Cerrahı. Alanı nöroşirürjide rakipsiz kabul edilen Yaşargil, halen Amerika�da yaşıyor.

Mehmet Öz: Kalp hastalıkları uzmanı. New York Colombia Üniversitesi�nde görev yapan kalp cerrahı Öz, Batı tıbbı ile alternatif tıbbı birleştiren çalışmalarıyla tanınıyor.

Çapa Tıp Fakültesi�nden mezun olan Ankaralı Murat Günel de beyin gurbetçilerinden. �Yeni Gazi Yaşargil� denen Günel, Yale-Çapa arasında kurulan beyin göçü köprüsünden geçenlerden sadece biri. Murat Günel, beyin cerrahı Gazi Yaşargil'den sonra beyin ve damar cerrahisinde dünyada isim yapan ikinci Türk doktoru olarak biliniyor. Günel, başında olduğu laboratuvarında beyin ve damar hastalıkları, moleküler biyoloji ve genetiği üzerine araştırmalar yapıyor, Yale Üniversitesi�nde bölüm başkanlığı yapıyor. Yılda yaklaşık 300 ameliyat yapan Murat Günel, ABD'de mesleğindeki sayısız ödülün sahibi ve pek çok organizasyonun da yönetim kurulunda bulunuyor. �Dahi Türk� olarak adlandırılan bilim adamı, beyin kanamalarının önemli nedenlerinden biri olan damar balonlaşması, tıp dilindeki adıyla �anevrizmalar� konusunda çalışmalarıyla tanınıyor.

Dr.Gökhan Hotamışlıgil: Harvard Üniversitesi�nde Genetik ve Kompleks Hastalıklar Bölüm Başkanı. Obezite, şeker hastalığı ve kalp hastalıklarıyla ilgili kendisine patent kazandırmış çalışmaları var.

Emrah Yücel: Oscarlı afişlerin sahibi. Özellikle ödül aldığı "Frida" afişi ve "Rüyamdaki Amerika", "28 Gün", "Panama Terzisi", "Kadınlar Ne İster" ve daha birçok Hollywood filminin afişleriyle tanıdığımız Yücel şu anda Amerika�da yaşıyor.

Feryal Özel: NASA'nın en başarılı astrofizikçilerinden. Bilimadamı Einstein�ın aralarında bulunduğu 20 dehadan oluşan Büyük Fikirler Listesi'nde yer alıyor.

Prof. Dr. Atilla Ertan:A.Ü. Tıp Fakültesi mezunu Gastroenterolog, ABD'nin en seçkin 10 klinik hekimi arasına girdi. Ertan, dünyaca ünlü ünlü Methodist Hastanesi'nde sindirim hastalıkları konusunda tıbbi direktörlük görevinde bulunuyor.

Prof. Dr. Ali Erdemir: Nano teknoloji kullanarak geliştirdiği yapay elmas özelliği taşıyan buluşuyla, uygulamalı bilimin Nobeli R&D ödülünü 3 kez kazandı. 1987 yılından beri ABD'nin Chicago kenti yakınlarında bulunan Argon laboratuvarlarında araştırmalarını sürdürüyor.

Prof.Dr.Aslıhan Yener: Chicago Üniversitesi'nde görevli Arkeolog .

Esen Ercan Alp: ABD Enerji Bakanlığı Laboratuarları'nda araştırmalar yapan fizikçi 5 bin yıllık metal heykeli, röntgen cihazında analiz ederek, 1949 yılında icad edilmiş olan radyokarbon tekniğine son vererek arkeolojik araştırmalarda yeni bir dönemin başlamasına ışık tuttu.

Ayşem Sunal : Belçika Kraliyet Başdansçısı. Ankara Devlet Balesiyle gittiği Japonya�daki bir yarışmada Anvers Kraliyet Balesi Müdürü Robert Denvers�ın Belçika�ya davet etmesi üzerine Belçika�ya yerleşti ve kariyerine hala burada devam ediyor.

Haldun Direskeneli: Amerikan Uzay ve Havacılık Dairesi NASA�da görev yapan ancak bir süre önce yaşamını yitiren Direskeneli, ODTÜ�yü bitirdikten sonra yaşanan beyin göçü ile ABD�ye gitmişti.

Neva Çiftçioğlu: Amerikan Uzay ve Havacılık Dairesi NASA�da çalışan Türk kadın araştırmacı. Teksas�taki Johnson uzay merkezinde görev yapan Çiftçioğlu, kireçlenmenin neden olduğu kalp ve böbrek hastalıklarının tedavisinde kullanılabilecek yeni bir antibiyotik üzerinde çalışıyor.

Vamık Volkan: ABD�de yaşayan ünlü Psikoanalist. Yaptığı çalışmalarla psikiyatri alanında dünyanın en prestijli ödülü sayılan �Sigmund Freud� ve �En iyi eğitmen ödülü�nü aldı.

Prof. Dr. Hasan Garan: New York Presbytarian Hastanesi Elektrofizyoloji Bölümü Başkanı olan Garan ABD�de en çok tercih edilen doktorlar listesinde yer alıyor.Garan kalp ritmi bozukluğunu kateter yöntemi ile yakarak tedavi ediyor.

Prof.Dr.Ahmet Çakmak: Ulusal Kurtuluş Savaşı kahramanlarından Mareşal Fevzi Çakmak�ın torunu. Princeton Üniversitesi İnş.Müh. Bölümünde deprem konusunda çalışmalar yapıyor.

Prof.Dr.Reşat Kasaba: Washington Üniversitesi Jackson Uluslararası ilişkiler Yüksek Okulu�nun Başkanlığını yaptı.

Prof.Dr.Olcay Çığtay: 30 yıl Georgetown Üniversitesi Hastanesi Lombardi Kanser Merkezi Mamografi Bölümünü yönetti.

Fatih Çulha: Bilgisayar Mühendisi. Maryland Eyaleti�ndeki Amerikan Deniz Kuvvetleri Hastanesinde geliştirdiği veri tabanı projesiyle çalıştığı şirketin binlerce elemanı arasından birinci seçildi.

Prof.Dr.Aydın Arıcı: Yale Üniversitesi�nde hormon hastalıkları ve kısırlık konusunda başarılı çalışmalar yürüten araştırma merkezini yönetiyor.

Süleyman Gökoğlu: NASA�nın Glenn Uzay Merkezinde çalışıyor.

Prof.Dr.Ali Erdemir: Triboloji�nin Türk dehası. Nono teknoloji kullanarak geliştirdiği yapay elmas özelliği taşıyan buluşuyla uygulamalı bilimin Nobel�I R&D ödülünü üçüncü kez kazandı.

Dr.Rahmi Öklü: ABD�nin en iyi hastanelerinden Cornell�de çalışan Öklü beyindeki tıkanan damarların tedavisinde mucizeler yaratıyor.

Prof.Dr.Münci Kalayoğlu: Binin üzerinde karaciğer nakli yaptı.Karaciğer nakline getirdiği yenilikler ile alanında dünyanın en önde gelen bilim adamaları arasında yer alıyor.

Yönetmen Ferzan Özpetek, Güher-Süher Pekinel Kardeşler gibi dünyaca ünlü sanatçılarımızı bu kervana kattığımızda �Beyin Gurbetçileri� nin listesi uzadıkca uzuyor, kalkınmamız geciktikçe gecikiyor.

ON BİN KİŞİYE 11 ARAŞTIRMACI DÜŞÜYOR

Rapora göre Türkiye Ar-Ge�de dünyada 25. Sırada yer alıyor. 2003 yılında araştırmacı sayısı olarak, 10 bin kişide 15 araştırmacı hedefleyen Türkiye, ancak 10 bin kişide 11 araştırmacı oranını yakalayabildi. Yunanistan�da ise 10 bin kişiye 45 araştırmacı düşüyor. OECD raporuna göre her bin kişiye, Türkiye�de 1.1, Yunanistan�da 3.8, AB�de 5.8, ABD�de 8.6, Japonya�da ise 9.7 bilimadamı düşüyor.

Ülkemizde Ar-Ge harcamalarının GSMH içindeki payı sadece binde 6. Japonya�da ise bu oran yüzde 3. 1993- 2003 arasında özel teşebbüsün ar-ge yatırımları yüzde 17�den yüzde 36�ya çıktı.

İleri teknoloji ürünlerinin Türkiye�nin ihracatındaki payı yüzde 4. Bu oran İrlanda�da yüzde 47, Arjantin�de yüzde 8.

Ülkelerin, teknolojiyi ekonomilerine yansıtma başarısına göre 49 ülkeyi kapsayan sıralamada Türkiye 33�üncü sırada yer alıyor. Bu sıralamada ilk üç sırayı ABD, İsveç ve Finlandiya alıyor.

ATO BAŞKANI AYGÜN

Rapora ilişkin değerlendirmelerde bulunan ATO Başkanı Sinan Aygün, beyin göçünün gelişmekte olan ülkelerin gelişmiş ülkelere yaptığı karşılıksız bir hibe olduğu belirterek �Beyin gurbetçileri sadece bavullarını alıp gitmiyor. Beyin avcıları ulusal insani yatırımı temelinden söküp alıyor. Her giden beyni ile Türkiye aklını kaybediyor� dedi. Aygün şunları söyledi:

Bir çocuğun 15 yıllık eğitim maliyeti 150 milyar lirayı buluyor. İyi yetişmiş yetenekli işgücümüz gelişmiş ülkelere akıyor. Türkiye kıt kaynakları ile yetiştirdiği değerli beyinleri doğru yerde ve doğru zamanda değerlendiremiyor, iyi olanaklar sunamıyor. Gençlerimiz gelecekle ilgili hayallerini daha iyi olanaklar sunan ülkelerde yaşamak üzerine kuruyorlar. Gelişmiş ülkelerle aramızdaki uçurum daha açılıyor. Gelişmiş ülkelerdeki iş ve fırsat olanakları olduğu ve daha iyi bir gelecek sunulduğu sürece beyin göçü kaçınılmaz olarak devam edecektir. Yapılacak en iyi iş bunu minimuma indirmektir. Beyin göçünü tersine ve beyin gücüne çevirmeliyiz. İyi eğitilmiş beyinlerimizden yararlanmak ve beyin göçü sorununu aşabilmek, bu yönde gerekli ortamı oluşturmak için devlete, özel sektöre, kamuoyu ve Sivil Toplum Örgütlerine büyük görevler düşüyor. Bu beyinlerimize sahip çıkmadığımız takdirde bu beyinlerimiz tamamen ülkemizin kaybı olacaktır. Türkiye� nin asıl kaybı beyin gücü kaybıdır.

Türkiye�de tescil edilen patent sayısı 2 bini geçmiyor. Buna karşılık her yıl ABD ve Japonya�da 150 bin, Almanya�da 50 bin, Fransa ve İngiltere�de 40 bin, Rusya�da 20 bin patent tescil ediliyor. Beyinler göçtükçe buluş yapma sayımız da yerinde sayıyor. Buna karşın yurt dışında dünyaca ünlü firmalarda çalışan beyinlerimiz buluş üzerine buluş yaparak hem çalıştıkları şirketlere hem göçtükleri ülkelere her yıl milyarlarca dolar para kazandırıyor. Cefasını Türkiye, sefasını gelişmiş ülkeler çekiyor�

 






 
  Bugün 32368 ziyaretçi (51406 klik) kişi burdaydı!  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=